Uyanma Zamanı, Şu An!

KAVRAM

Azize Feyzal Ejder

10/1/2025

Not: 01.01.2020'de kalem aldığım "zamansız" bir yeni yıl yazısında, fark etmeden birçok kavram üzerine düşünmüşüm. Neredeyse beş sene önce bu yazıyı yazarken odak noktam aslında "zaman" idi. Sanırım blogtaki ilk yazımın da zaman üzerine olması oldukça anlamlı olacak -her ne kadar yeni yıla 3 ay olsa da-. Umarım sizin için de olur...

Yazıyı yazdığım tarihte Möbius döngüsünün ne olduğunu bilmiyordum (bunu ayrıca konuşuruz). Ancak farkında olmadan kendisini ima etmişim, iyi de olmuş.

Mutlu yıllar!

Her yeni takvim yılı başladığında, aklımda “tarih” meselesine ilişkin çeşitli sorular dolanır. Mesela; “bir yılı, bir ayı, bir haftayı, bir günü, bir saatti ve bir saniyeyi nasıl tanımlıyoruz da saatler, günler, haftalar, aylar ve yıllar geçince biz ve her şey yaşlanmış oluyoruz?” sorusu, bunlardan bir tanesidir.

Radyoaktif bir madde olan sezyum atomunun 9.192.631.770 defa titreştiği süre 1 saniye olarak kabul ediliyor. Yani sezyum atomu, dünyamızın resmi “saat tespit edicisi”[1] . Detayına girmiyorum çünkü sadece zaman ölçümünün göreceli olduğunu hatırlatmak, aşağıda anlatacaklarımın yanında yılın adının ne olduğunun önemsiz olduğunu söylemek benim için yeterli.

Sezyum atomunun tespit ettiği bu saniyelerden üst üste koyunca, yıllar, on yıllar, yüz yıllar, bin yıllar geçip gidiyor; daha doğrusu geçmiş ve gitmiş durumda. Bugünden veya yarından ziyade, “dünü” bu çerçevede düşünmek, insanı başka bir soruya götürüyor: her şey nasıl ve ne zaman başladı? Madem 2020’ye girdik, sormalı insan: 2.020 yıl önce ne oluyordu, 4.040 yıl önce ne oluyordu, 10.000 yıl önce ne oluyordu ve nihayet… Her şey nasıl ve ne zaman başladı?

Hatırlıyorum; ortaokuldaydım ve tarih dersi öğretmenimiz bir soru sormuştu. “Tarih ne zaman başlar?”. Bu soru çocuk aklımı o an oldukça şaşırtmış ve kurcalamıştı. Başlangıçta, “her şey nasıl ve ne zaman başladı?” gibi algılamıştım soruyu. Cevabı duyunca, (“Tarih yazıyla başlar”), itiraf etmem gerekir ki hafif bir hayal kırıklığı yaşadım. Çünkü bu cevap her şeyin başlangıcını, özünü, hikâyenin çıkış noktasını açıklamıyordu ama yine de mantıklıydı.

Mantıklıydı çünkü insanın bir şeylerin üzerine, belirli bir işaret sistemi kullanarak bir şeyleri işlemesi ile tarih biliminin konusu başlıyordu. Yazıdan öncesi sadece söylenceydi

Aslında söylenceden kastım, on binlerce yıl sonrasına kadar gidebilen mitolojik hikayeler. Mitolojinin birçok işlevi var ancak benim değinmek istediğim şu: “Mitolojinin işlevi (…) bireyin bütünlük içine, kuşkusuz biçimde yerleşmesini sağlamaktır; burada birey (a) kendisiyle, (b) kültürüyle, (c) evrenle, (d) nihai gizemle uyum sağlar”[2].

Bahsedilen bütünlük, aslında zamanda ve mekânda bizim ve etrafımızdaki her şeyin varlığı. Kendi varlığınızı anlamlandırmak ve kendinizle uyum yakalamak, yaşam için yetmez; kültürünüzü ve evreni de anlamlandırmalısınız ve onlarla uyum yakalamalısınız ki yaşantınız devam etsin (ki aslında bu her an yaptığımız bir eylem -kimliklerimiz, mesleklerimiz, hobilerimiz vs. hep buna hizmet ediyor-). Tabii bir de “nihai gizemi” anlamak, ona uyum sağlamak meselesi var.

Hayatta kalabilme iç güdüsü, tarih boyunca insanın açıklayamadığı olayları hayal ürünü hikayelere bağlayıp kendince teselliler bulmasına neden olmuş. Yağmur yağmış, “yağmur tanrısı böyle istiyor” demiş, kuraklık olmuş “kuraklık tanrısının emri bu” demiş, âşık olmuş “aşk tanrıçası bana dokundu” demiş. Nihai gizemi yorumlamaya çalışan bu hikayeler veya söylenceler çivi yazısı olup Sümer tabletlerinde ilk defa görünür olmuş. Bu tabletlere sadece söylenceler yazılmamış; teknik bilgiden, mimariye, siyasi kurumlardan, sosyal olaylara kadar birçok mesele miras olarak sonraki nesillere bırakılmış[3].

Sümerler M.Ö. 4000 ile M.Ö. 2000 yılları arasında Mezopotamya’da yerleşik olan bir uygarlık. Yazıyı icat eden uygarlık. Tarihi başlatan, söylenceleri ve diğer her şeyi kil tabletlere yazan uygarlık.

Tabletlerdeki hikayelerin benzerlerini, takip eden yıllarda semavi dinlerde bulmak, insanı birkaç bakımdan düşündürüyor. Benim değinmek istediğim ise şu düşünce: evren nasıl başladıysa başlasın, insanlık -ister 10 bin yıl önce, ister 2.020 yıl önce, ister 2020’de- mütemadiyen uyum sağlamaya çalışıyor. Tarih, mekân ve kahramanlar değişse de hikayelerin özü değişmiyor.

Yaratılış, Hz. Âdem ve Hz. Havva, ilk savaş, Büyük Tufan ve Hz. Nuh, tarım devrimi, yazının icadı, piramitlerin inşası, üç kutsal kitabın gelişi, paranın icadı, denizciliğin gelişmesi ve coğrafi keşifler, buharlı makinenin icadı ve birinci sanayi devrimi, bilgisayarlar, internet ve günümüz…

Her şey ne zaman ve nasıl başladı sorusuna ister sadece aklınızla ister inancınızla cevap vermeye çalışın; kanaatimce şu bakımdan sonuç değişmiyor: varlığımıza, ürettiklerimiz ile anlam katarken aslında uyum sağlamaya ve hayatta kalmaya çabalıyoruz. Bunun içinse tutunmamız gereken söylencelere, hikayelere ve/veya kutsal bilgilere ihtiyacımız var (tercihinize göre ihtiyacınız değişebilir). En azından “tarih” bana bunun böyle olduğunu anlatıyor.

1994 yılında açılmış olmasına rağmen yakın zamanda ziyaret ettiğim, büyük ihtimalle tekrar gideceğim ve imkânı olan herkesin mutlaka ziyaret etmesi gereken bir müzemiz var İstanbul’da: Rahmi M. Koç müzesi.

Müze girişinde, kare bir alanda sizi dünya küresi karşılıyor. Duvarlarda ise dünyanın oluşumunu “büyük patlamadan” itibaren gösteren şemalar bulunuyor. Bu kısım “bizden önceki” tarihi anlatıyor. İçeri girdiğiniz anda ise insanın yakın zamandaki endüstriyel gelişimiyle karşılaşıyorsunuz. Özellikle ulaşım araçları sergileri oldukça çarpıcı. Hangi ihtiyaçların ve kaygıların bizi neler üretmeye sevk ettiğini görünce, on binlerce yıl öncesindeki insanın ihtiyaçlarının ve kaygılarının çok da farklı olmadığını düşünüyorsunuz.

Kısacası, her ne kadar tarih ileriye doğru akıyormuş gibi gözükse de “dünya gibi dönen” bir küreyi andırıyor. Evet, 2020’ye girdik; evet, tekrar kutlu olsun, sağlık ve mutluluk getirsin. Bunlar baki. Ancak -klasik olacak ama- tarih sürekli tekerrür ederken zaman uyanma zamanı, zaman başlangıca veya bitişe değil, sürece (hayatınıza) odaklanma zamanı, zaman anlam katma ve uyum gösterirken gelişime de açık olma zamanı.

Bu yazıyı okuyan için zaman, aslında “şu an”.

2020

Kaynaklar

[1] http://www.kultbilgi.com/dunyanin-en-kararsiz-maddesi-sezyum-caesium-137/

[2] Joseph Campbell. 2003. Yaratıcı Mitoloji. İstanbul: İmge Kitabevi, s. 16.

[3] Muazzez İlmiye Çığ. 2019. Kur’an, İncil ve Tevrat’ın Sumer’deki Kökeni. İstanbul: Kaynak Yayınları, s. 14.